Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 101

I. Tanımı

Üçüncü Bölüm 1

Vakıflar

 

A. Kuruluşu

I. Tanımı

Madde 101 - Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.

Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.

(Anayasa Mahkemesi’nin 17.04.2008 tarihli kararı ile iptal) …I

Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.

I-) Anayasa Mahkemesi Kararı:

Hükmün “Vakıflarda üyelik olmaz.” şeklindeki üçüncü fıkrası Anayasa Mahkemesi’nin T: 17.04.2008, E: 2005 / 14, K: 2008 / 92 sayılı kararı ile iptal edilmiştir:

“… Anayasa’nın 13. maddesinde, ‘Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmak-sızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmiştir.

Anayasa’nın ‘Dernek kurma hürriyeti’ başlığını taşıyan 33. maddesinde de,

‘Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.

Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.’ denilmiştir.

Anayasa’nın 33. maddesinde, herkese, önceden izin almaksızın dernek kurma, derneklere üye olma ya da üyelikten çıkma özgürlüğü tanınmıştır. Maddede vakıflara üyelik konusunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiş ancak son fıkrada, bu madde hükümlerinin vakıflarla ilgili olarak da uygulanacağı belirtilmiştir. Derneklerin ve vakıfların kuruluşları, amaçları, işlevleri, işleyişleri ve yönetimleri aynı değil ise de, Anayasa’nın 33. maddesinin birinci ve son fıkraları birlikte değerlendirildiğinde, herkesin, vakıflara üye olma özgürlüğüne sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği öngörüldüğünden, vakıflara üye olma özgürlüğünü ortadan kaldıran itiraz konusu kural Anayasa’ya aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2., 13. ve 33. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir ...” (RG. 28.06.2008; S: 26920).

II-) Not:

Vakıflar Genel Müdürlüğü, Anayasa Mahkemesi’nin hemen yukarıda zikrettiğimiz 17.04.2008 tarihli iptal kararından sonra konuya ilişkin olarak 2008 / 14 sayılı bir genelge yayınlamıştır. Anılan genelgede şu açıklamalara yer verilmiştir:

“ a) Vakıf senedinde üyelikle ilgili hüküm bulunan vakıflar üye alımı yapabileceklerdir.

b) Vakıf senetlerinde 01.01.2002 tarihinden önce üyelikle ilgili hüküm bulunan ancak Türk Medeni Kanunun ‘vakıflarda üyelik olmaz’ hükmü nedeniyle, senetlerinden üyelik hükümlerini çıkaran vakıflar, senet değişikliği yapmak suretiyle, … üye alabileceklerdir.”

III-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 06.06.2007, E: 2007/4-328, K: 2007/329:

“… Davacı Vakfın Türk Ticaret Yasası’ nın 468 ve 469/3. maddeleri gereğince Medeni Yasa hükümlerine göre davalı Banka tarafından çalışanlarına yardım amacıyla kurulmuş bir vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Bir vakfın varlığını sürdürebilmesi ve vakıf senedinde belirlenen amacını gerçekleştirebilmesi düzenli bir gelirinin bulunmasına bağlıdır. Bu gelir, vakfın kurucusu tarafından, kuruluş aşamasında belirlenip vakıf senedinde gösterilir. Vakıf Senedi’nin 32/b-3. maddesinde belirtilen ‘Sandığın diğer sosyal yardımlar ile sağlık faslından yapacağı masraflarla, cenaze masrafları olarak ödediği meblağın toplamı kadar Bankaca yapılacak yardımlar’ vakfın gelirleri arasında sayılmış ve Medeni Yasa’nın 101/2. maddesinde belirtildiği gibi ilerde gerçekleşeceği anlaşılan her türlü gelir olarak vakfedilmiştir. Davalı tarafından vakfedilmiş olduğu halde Vakıf Senedinde yardım olarak nitelenen dava konusu ödeme, verilip verilmemesi davalının isteğine bağlı yardım biçiminde bir ödeme olmayıp Vakıf Senedinden doğan ve davalı tarafından yerine getirilmesi gereken bir yükümlüktür. Bu olgunun tersinin kabul edilmesi vakfedenin amacına aykırı olur ve vakfın varlık nedeni ortadan kalkar. O halde davacının isteyebileceği miktar belirlenerek hüküm altına alınması gerekir. …”

2-) Y. 18. HD, T: 05.04.2005, E: 2005/1467, K: 2005/3270:

“… Dava, ‘Türkiye Yedinci Gün Adventistleri Vakfı’ nın tescili istemine ilişkindir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 101. maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne … aykırı bir amaç taşıyıp taşımadığının saptanması zorunludur.

Kuruluş senedinin ‘Vakfın Amacı’ başlıklı 3. maddesinde, ‘vakfın temel amacı, Yedinci Gün Adventist inancına mensup olan vatandaşlar ile Türkiye’de ikamet eden veya Türkiye’de bulunan aynı inançtaki yabancıların dini ihtiyaçlarını karşılamak’ denilmiş, 4. maddesinde de münhasıran bu amaçlar doğrultusunda yapılacak çalışmalar ve etkinlikler gösterilmiştir.

Yukarıda yazılı amaç ile çalışmalar ve etkinlikler gözönünde tutulduğunda: vakfın, salt Yedinci Gün Adventist inancına mensup kişileri gözettiği ve münhasıran bu cemaate mensup olanları destekler nitelikte olduğu sonucuna varılmaktadır. …

Türkiye’de yaşayan Yedinci Gün Adventist inancına mensup kişilerin, Anayasa ile güvence altına alınmış bulunan dini inanç ve ibadet hak ve hürriyetlerini kullanabilmeleri bakımından - gerektiğinde vakıf kurmak yoluyla - kendi ibadet yerlerini (somut olayda dua evlerini) yapmaları veya yaptırmaları, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde eğitsel, sosyal ve kültürel açıdan gerekli çalışma ve faaliyetlerde bulunmaları konusunda yasal bir engel yoktur. Nitekim daha önce kurulmuş olup davacı tarafça örnek gösterilen ‘İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı’ kuruluş senedinde yazılı amaçlar bu niteliktedir ve mahkemece tescil edilerek tüzel kişilik kazanmışlardır.

Oysa, tescili istenen ‘… Vakfı’ nın kuruluş senedinde yazılı olan amaç, gösterilen örneklerden farklı olup, münhasıran … cemaatine mensup kişileri destekler niteliktedir. Yukarıda belirtildiği üzere, senedin ‘Vakfın Amacı’ başlığını taşıyan 3. maddesinde ‘Yedinci Gün Adventist inancına mensup olan Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden veya Türkiye’de geçici olarak bulunan aynı inançtaki yabancıların dini ihtiyaçlarını karşılamaktır.’ denilmek suretiyle vakfın amacının belli bir cemaati (münhasıran Yedinci Gün Adventist inancında olan kişileri) desteklemek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Türk Medeni Kanununun 101. maddesinin dördüncü fıkrası ile Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 6. maddesi hükmünce bir vakfın tesciline karar verilebilmesi için, bu maddelerde belirtilen yasaklayıcı unsurlardan hiç birinin gerçekleşmemiş olması açık ve kesin bir zorunluluk olup, kamu düzeni ve kamu yararını gözeterek düzenlenmiş bulunan bu hükümler buyurucu niteliktedir. O halde, belli bir cemaat ve inanç mensuplarını desteklemek amacı ile kurulmuş olduğu anlaşılan vakfın tescili isteminin mahkemece reddinde bir isabetsizlik yoktur. …”

3-) Y. 18. HD, T: 28.04.2003, E: 2003/1060, K: 2003/3396:

“… Türk Medeni Kanununun 101. maddesi hükmüne göre vakıf, gerçek ya da tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülenmeleri ile oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğundan, özgülenen mal ve hakların amacın gerçekleşmesine - en azından başlangıç olarak - yeterli bulunması zorunludur. Somut olayda tescili istenen vakfa mal varlığı olarak herhangi bir gelir getirdiği iddia ve tespit edilmeyen 29.440 m2 alanlı bir tarla ile 10.000.000.000 TL. nakdin özgülenmesi ile yetinildiği anlaşılmaktadır. Vakfın kuruluş senedinin 3. ve 4. maddelerinde yazılı amaç ve faaliyet alanları - Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik konjonktür itibariyle - büyük miktarlara ulaşan mal ve paranın varlığını gerektirir niteliktedir. Bu nedenle vakfa yeterli miktarda para ve mal varlığı özgülenmeden daha başlangıçta amacın gerçekleşmesini mümkün kılmayacağı belli olan sözkonusu mal varlığı yeterli görülerek tescile karar verilmesi,

… doğru görülmemiştir.

Mahkemece yapılacak iş … yeterli olmayan mal varlığının, vakfın geniş kapsamlı amaç ve faaliyetleri de gözetilerek gelir getirebilen yeni taşınmazların ya da belirlenecek yeterli miktarda paranın vakfa özgülenmesi için davacı tarafa süre verilip yeterli düzeye çıkartılması sağlandıktan ve diğer eksiklikler giderildikten sonra hasıl olacak duruma göre karar vermek olmalıdır …”

IV-) Türk Kanunu Medenîsi:

A KURULUŞ

I. Genel olarak

Madde 73

(903 sayılı ve 13.07.1967 tarihli Kanunun 1. maddesi ile değişik)1 Vakıf, başlıbaşına mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malın belli bir gayeye tahsisidir.

Bir mamelekin bütünü veya gerçekleşmiş veya gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.

Not: Hüküm 903 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramadan önce şu şekilde idi:

“ A TESİS

I. Umumiyet itibariyle

Madde 73

Tesis, bir malın muayyen maksada tahsisidir.”

V-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 73 üncü maddesini karşılamaktadır.

Birinci fıkrada, gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de vakıf kurabilecekleri (vakıf kurucusu olabilecekleri) açıkça ifade edilmiş; vakfın kurulmasının, sadece mal ve hakların özgülenmesi ile değil, “yeterli” mal ve hakların özgülenmesi ile olacağı vurgulanmıştır; yine vakfın tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olması niteliği de, vakfın tanımında bir unsur olarak belirlenmiştir.

İkinci fıkrada, vakfedilecek malvarlığı değerleri arasında, bir malvarlığının bütünü, gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri, ekonomik değeri olan haklar da sayılmıştır.

Üçüncü fıkrada, vakıflarda üyeliğin söz konusu olamayacağı esası getirilmiştir. Ülkemizde belirli dönemlerde söz konusu olabilen dernekleşme yerine vakıf kurma eğilimleri, böylece yeterli mal ve hakların belirli bir amaca özgülenmesinin aranması ve derneklerden farklı olarak vakıflarda üyelik olamayacağının öngörülmesi ile sınırlandırılmış olacak ve bu suretle dernek benzeri vakıflar kurulması değil, gerçek anlamda tarihi gelişimine ve işlevine uygun şekilde vakıf kurulması yolu, yasal güvence altına alınmış olmaktadır. Son fıkra ise, Anayasanın ilkeleri dikkate alınarak düzenlenmiştir.

Not: Türk Medenî Kanunu Tasarısı’nın 101. maddesinde vakıf, “yeterli mal ve hakların belirli bir amaca özgülenmeleri ile oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları” olarak tarif edilmişti. Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Alt Komisyonu’nca, amacın “sürekli” olması şartı getirilmiştir.

VI-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

Dritter Abschnitt: Die Stiftungen

A. Errichtung

I. Im allgemeinen

Art. 80

Zur Errichtung einer Stiftung bedarf es der Widmung eines Vermögens für einen besondern Zweck.

2-) CCS:

Chapitre III: Des fondations

A. Constitution

I. En général

Art. 80

La fondation a pour objet l’affectation de biens en faveur d’un but spécial.

VII-) Yararlanılabilecek Monografiler:

Ahmet İşeri; Türk Medeni Kanununa Göre Vakıf, Ankara, 1968.

Hasan Güneri; Türk Medeni Kanunu Açısından Vakıfta Amaç Kavramı ve Amacına Göre Vakıf Türleri, Ankara, 1976.

Tufan Öğüz; Türk Hukukunda Vakıf Tüzel Kişiliğinin Hukuki Esasları, İstanbul, 2007.

 


1    Üçüncü Bölüm Türk Kanunu Medenîsi’nde “Üçüncü Fasıl / Vakıf” şeklinde idi.

1   RG. 24.07.1967; S: 12655.

 


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.