Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 24

1. İlke

II. Saldırıya karşı

1. İlke

Madde 24 - Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.

I-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 07.04.2010, E: 2010/4-161, K: 2010/213:

“… Davacı, davalı tarafından haksız olarak şikayet edildiğini, bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur. ...

Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.

Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK. nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.

Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. …

Davacının eşi davalı tarafından ameliyat edilmiş ve ameliyattan kısa bir süre sonra ateşlenmesi üzerine tedavi amacıyla davalıya getirildiği halde teşhis konulamaması üzerine Ege Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edilmiştir. Davacının eşi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edildiği gün ölmüştür. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji başkanlığı tarafından düzenlenen çıkış özeti raporunun tanılar kısmında “toksik hepatit” kelimesinin daktilo ile “sepsis” tanısının ise el yazısı ile yazıldığı, davalının elinde bulunan raporda ise “sepsis” tanısının bulunmadığı davalı tarafından “sepsis” yazısının davacı tarafından sonradan yazılmak suretiyle ceza dosyasına ibraz edildiği kanısı ile şikayet edildiği, her ne kadar raporu yazan doktorlar tarafından bu tanının kendi el yazıları ile yazıldığı kabul edilmiş ise de “sepsis” kana mikrop bulaşması anlamına gelmekte olup bu tanı ile davacının eşinin ölümü nedeni ile davalının sorumluluğuna gidilebileceği, bu yazının da el yazısı ile ve davacının ibraz ettiği raporda bulunması nedeniyle “evrakta sahtecilik” yaptığı yönünde emare bulunduğundan şikayetçi olduğu …

... yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, davalının şikayet hakkını hak arama özgürlüğü kapsamında kullandığından davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmaz ve davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını gerektirmez. …”

2-) YHGK, T: 06.05.2009, E: 2009/4-100, K: 2009/163:

“… Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur. ...

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Davaya konu edilen A... Gazetesinin 17.07.2004 günlü sayısında “ Travestinin evinden 350 milyar çıktı” başlığı ile yayınlanan yazıda; “... travesti C. A. K. (42), dün evinde ölü bulundu. Travestinin evinden ise 350 milyar lira ve 5 pahalı erkek saati çıktı. Apartman sakinlerinin ihbarı üzerine eve giren polisler, Kırımtay’ın cesedi ile karşılaştı. Yaklaşık bir hafta önce öldüğü belirlenen Kırımtay’ın evinde yapılan incelemede yaklaşık 350 milyar lira nakit para, değişik renklerde 10 peruk ve 5 değerli erkek saati bulundu. Kırımtay’ın hiç bir yakınına ulaşılamazken polis, olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı...” biçiminde ifadeler yer almaktadır.

Davacı, evinde ölmüş vaziyette bulunan erkek kardeşinin travesti olmadığını, evinden de iddia edildiği gibi para çıkmadığını belirterek gerçeğe aykırı haber nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan dolayı manevi tazminat istemiştir. ...

Dava konusu olayda; davacının erkek kardeşi evinde ölü olarak bulunmuş ve şüpheli ölüm nedeniyle tahkikat başlatılmıştır. Polis tarafından evin içinde araştırma yapılmış ve sonucunda düzenlenen olay yeri inceleme tutanağında; evde sayısı oldukça fazla bayan peruğu, bayan elbiseleri, bayan iç çamaşırları, pornografik fotoğraflar ve kasetler, cinsel amaçla kullanılan metal aletler ve bol miktarda yabancı metal para bulunduğu belirtilmiştir. Dava konusu haberin de bu olay yeri inceleme tutanağına göre yapıldığı anlaşılmaktadır.

…dava konusu yayının görünür gerçeğe uygun olduğu ve güncellik taşıdığı ve okuyucunun ilgisini çekecek şekilde başlık ve üslup kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının şahsına yönelen bir iddia veya söze de yer verilmemiştir. Bu durumda, davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığından söz edilemeyeceği ve korunması gereken üstün yararın basın özgürlüğü olduğu benimsenmelidir…”

3-) YHGK, T: 25.06.2008, E: 2008/4-445, K: 2008/450:

“… Davaya konu olan yayındaki ifadeler bir bütün olarak incelendiğinde; davalının, davacının yazmış olduğu eserinden yola çıkarak davacı hakkında, diğer davalı … Televizyonunun … tarihli ana haber bülteninde davacı için ‘psikolojik tedaviye muhtaç olduğunu düşünüyorum, bu konuda psikologlarımız kendisine yardımcı olursa sevinirim’ şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu sözlerin eleştiri sınırlarını aştığı, davacının kişiliğine yönelik saldırı niteliğinde bulunduğu açıktır …” (Akar / Elverici / Arkan, age, C: II, s: 2653).

4-) YHGK, T: 07.03.2007, E: 2007/4-98, K: 2007/110:

“… Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip bulunduğu, özel hayatın gizliliğine dokunulmayacağı belirtilmiştir. Ayrıca bu hak Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinde koruma altına alınmıştır. Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde de kişilik haklarının saldırıya uğraması durumunda uygulanacak yaptırım belirtilmiştir. Belirtilen bu yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere kişinin özel yaşamının gizliliğine dokunulamaz. Kişinin sıfatı ve konumu ne olursa olsun rızası dışında kamuya açıklanamaz. Bunlar kişinin gizli alanını oluşturur. Bir kişinin hukuka aykırı bile olsa konuşmalarının ve görüntüsünün gizli kamera ile kayda alınması aynen telefon konuşmalarının yasadışı dinlenmesinde olduğu gibi onun kişilik haklarına ve özel yaşamına saldı(rı) niteliği taşımaktadır. Bu kayıt ve görüntülerin televizyon yoluyla kamuoyuna yansıtılması kişilik haklarına yapılmış ikinci bir saldırı niteliğindedir. …

Somut olayda davacının özel muayenehanesinde gizli kamera ile çekilmiş görüntülerinin televizyonda yayınlanarak davacının kişilik haklarına saldırılmıştır. Yerel mahkemece bu yönler gözetilmeden davanın reddedilmiş olması bozma nedenidir...

Somut olayda; davacı, kendisine muayene olmak üzere gelen kadın hastasını taciz ettiği iddiası karşısındadır. Hasta bu muayeneden ve tacizden sonra tanıdığını bildirdiği gazeteciye giderek durumu anlatır. Davalı kadına gizli kamera verilir. Kadın tekrar doktorun muayenehanesine gider. Dosya kapsamında olduğu gibi, doktor ile hastanın arasında olmaması gereken konuşmalar ve hareketler yaşanır. Daha sonra bunlar televizyonda yayınlanır. Davacının hastasına yaptığı muamele hiçbir şekilde tasvip edilemez. Doktor hastasını taciz etmiştir. Ancak; davalı N. de iddia ettiği ilk tacizden sonra gitmesi gereken mercilere gitmemiştir. Ne emniyetten, ne de Cumhuriyet Savcılığı’ndan adli yardım talep etmemiştir. Gazeteciye gitmiş, gizli kamera ile çekim yapmış ve televizyon kanalında yayınlatmıştır. Bu durum davalılar yönünden kişilik haklarına saldırıdır. İşin daha ilginç yönü davalı N., davacıyı şikayet de etmemiştir. Aksine davacı davalıyı şikayet etmiştir. Davacının kişilik haklarına saldırı olduğu bellidir. Manevi tazminata hükmedilebilir. Ancak, davacı H’de davalı N’yi taciz etmiştir. Bu durum da dosya kapsamı ile açıklığa kavuşmuştur. İşte bu aşamada manevi tazminat miktarının belirlenmesinde Borçlar Kanunu’nun 44. maddesi devreye girmelidir. Bu maddeye göre de; mahkeme hüküm altına alınacak manevi tazminat miktarını ya tenkis etmeli yahut da bundan sarfınazar edilmelidir. …”

5-) YHGK, T: 14.02.2007, E: 2007/4-70, K: 2007/75:

“… Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 17.09.2002 gün ve 2002/3599 E.,2002/9474 K. sayılı ilamı ile …

Dava konusu yayında Ankara’nın çeşitli yerlerine yerleştirilen yön levhalarında “Atatürk OÇ (ZOO)” şeklinde yer alan yazımın anlatıldığı, yayının başlangıcında yayında yer alan fotoğraftaki levha kastedilerek “Bu gördüğünüz fotoğraf Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih tarafından kentin çeşitli yerlerine dikilen levhaları gösteriyor” şeklindeki açıklamadan sonra ilerleyen bölümde “rezaletin neresinden bakayım, neresini yazayım”, “o levhada yer alan ismi Atatürk Orman Çiftliği ya da kısaltması olan AOÇ diye yazarsın ama adam gibi yazarsın, sen bilmiyorsan işi bilenlere sorarsın” ve “İ. Melih’in bu levhalarını nasıl ve neyle açıklayacağız” diyerek, anılan levhaların davacı tarafından hazırlandığı ve Atatürk’e hakaret amacı taşıdığı belirtilmiştir. Sorun, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca hazırlanan ve yön gösteren “Atatürk OÇ (ZOO)” biçimindeki levhanın, davalı yazarın öngördüğü biçimde anlamlandırılıp-anlamlandırılmaması ve davacının da bundaki katkısıdır. Böyle bir konunun çözümünde gözönünde tutulması gereken ölçüt, levhadaki yazı ve yazım biçiminin orta düzeydeki bir kişi üzerinde öngördüğü ve düşündüğü anlamdır. Levha, yazım kurallarına uygun olmayabilir. Ancak salt bu nedenle orta düzeydeki bir kişinin dava konusu yayının öngördüğü anlamı çağrıştıracak bir sonuç çıkaracağı düşünülemez. Hukuk, özellik taşıyan kişilerin öngördüğü sonuçları değil, orta düzeydeki kişiyi ve olağan düşünce düzeyine göre çözüm sağlayabilir. Bunun içindir ki, tabeladaki ifade ve dosya içindeki kanıtlardan “Atatürk OÇ (ZOO)” şeklindeki kısaltmanın dava konusu yayında açıklanan şekilde bir amaç taşıdığı anlaşılmadığı gibi bu konuda kanıtta bulunmamaktadır. Bu nedenle, yayında yer alan ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturan yorum nitelemeler nedeniyle uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken…

… dosya geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca … gereği görüşüldü:  ... Dava yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat isteğine ilişkindir. Davacı İbrahim Melih Gökçek vekili, davalı M.Emin Çölaşan’ın 26.12.2000 tarihli "İbret Levhaları" başlıklı yazısı ile davacının kişilik haklarına saldırdığını, haberin gerçek, güncel ve eleştiri mahiyetinde olmadığını, küfür ve hakaret içerdiğini ileri sürerek … manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. … Mahkemenin; Dava konusu yazı bütünü ile değerlendirildiğinde, "Atatürk OÇ (ZOO)" şeklindeki kısaltmanın bazı çevrelerce Atatürk’e ve annesine hakaret anlamında kullanıldığı, bunun yazı kurallarına da uygun olmadığı belirtilerek davacı Belediye Başkanının eleştirildiği, bu tür yazının genelde Atatürk’e karşı olan bazı çevrelerin hakaret eylemlerine zemin hazırladığı, yazarın yöntemi ile, sorular sormak suretiyle anlatılmaya çalışılmıştır. Yazının üç yerinde davacının isminin "İ.Melih" şeklinde yazılması ise kural olarak Türkçe yazım kurallarına aykırı değildir. Örnek bazı kararlarda "İ.nokta Melih" veya "İcMelih" şeklinde yazıların hakaret anlamı içerdiği kabul edilmiş ise de, dava konusu yazıda böyle bir şekil kullanılmamış olduğundan, sırf kısaltma nedeni ile hakaret kastının varlığından söz edilemez, bu nedenlerle dava sabit görülmemiştir, gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle Hürriyet Gazetesinde yayınlanan ve dava dilekçesinde belirtilen 27.5.2000 tarihli yazı M.Emin Çölaşan tarafından yazılmamış olmasına, "Atatürk OÇ (ZOO)" yazılı levhalar davalının yazısı yayınlandıktan hemen sonra kaldırılmış olduğuna göre dava konusu yazı davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde değil eleştiri mahiyetinde kabul edilmiştir. Delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.”

6-) YHGK, T: 26.03.2003, E: 2003/4-161, K: 2003/201:

“… Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı ile ilgili olarak yazılan yazıda, davacının kişilik haklarına saldırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. …

Aylin isimli kişinin yaşam öyküsünün anlatıldığı biyografik romanda yer alan sözler, davacının kimliği açıklanarak, doğrudan hedef alınarak, aşağılayıcı bir üslupla kullanılmıştır. Her ne kadar bir tanık davacının konuşmasının yer aldığı ses bandını dinlediğini, söylediklerinin yayınlanmasına rıza (muvafakat) gösterdiğini ifade etmişse de davalılar tarafından ses bantları ibraz edilmemiştir. Tanığın açıklamaları rızasının kapsamını ve amacını açıklayacak nitelikte olmayıp, davacının hormonal tedavi gördüğünü bildiklerinden ibarettir. Anılan değerlendirmelerdeki sözcüklerin davacının özel yaşamı onun sır alanı ile yakından ilgili olduğu kuşkusuzdur. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacının bu alanla ilgili olarak yazılanlara geçerli bir rızasının (muvafakatinin) bulunduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Ayrıca yukarıda ayrıntılı şekilde anlatıldığı gibi kendisine karşı bile mutlak korunması gereken kişinin onuru, kişiliği, sır alanına giren gizli yaşamının onun rızası ile hukuka aykırılığı ortadan kaldırdığını ve tecavüze haklılık kazandırdığını ileri sürmenin yasanın amacına açıkça aykırı olduğu aşikârdır. Davacının özel yaşamı bu kadar açık bir şekilde topluma sunulamayacağından kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu kabul edilmiştir. …” (Demirkıran / Demir / Bilgin; age, s: 1051).

7-) YHGK, T: 26.02.2003, E: 2003/4-55, K: 2003/100:

“… Dosya kapsamı ile sabit olan husus davacı ile davalı E.’in yasalarımızın öngördüğünün aksine, hatta yasakladığı biçimde ve daha evlenme yaşı gelmediği halde küçük yaşta her iki tarafın aileleri tarafından resmi nikah olmaksızın evlendirildikleridir. Bu resmi olmayan evlilik tanık … ların … da beyan ettiği gibi değişik nedenlerle uyumlu geçmemiş, sonuçta eldeki davada ileri sürülen olaylarla da sonlanmıştır. Davacının kızlığının bozulduğu tarafların da kabulünde olan bir husus olup, resmi evlilik geçirmeksizin toplum içinde dul olarak nitelendirilecek duruma gelmiştir. Yaşının küçüklüğü ve olayın cezai yönü de düşünüldüğünde kızlık bozma davacıya yönelik ve yaşı gereği rızasının sonuca etkili olmayacağı bir haksız eylem niteliğindedir. Sırf bu halin varlığı dahi davacının kişilik haklarının zedelenmesine yol açtığından tazminat talep etmekte haklı olduğunun kabulü gerekir.

Olayın diğer yönüne gelince; davacı resmen evli değildir. Ortada olayın bir boşanma davası gibi değerlendirilmesi, kusur durumu ve tazminat yükümünün buna göre ele alınmasını gerektirir unsurlar bulunmadığı gibi davacının bir şahsı eve aldığı iddiası davacıyı da yaralamış, bu hususu da ifade ederek eldeki davayı açmıştır. Davacı bu olayın resmi evliliğin yapılmaması için davalı yanın dah(li) olan bir olay olduğu ve bu nedenle de kişilik haklarının zarar gördüğü iddiasındadır. Davacının resmi olmayan evliliği hukuksal anlamda söz konusu olmayan ancak böyle bir evliliğe de yol açan toplumsal değerlerin sadakat borcu yüklediği bir evliliktir. Her ne kadar bir kısım tanıklar, davacının evde bulunduğu sırada gündüzleyin evde bir yaban(cı) erkeğin yakalanmış olması nedeniyle evden koşarak uzaklaştığını ve tekrar eve dönmediğini bildirmişlerse de incelenen hazırlık evraklarına göre evde yakalanan S. Ç. adındaki kişi ifadesinde; yoldan geçerken tanımadığı bir bayanın kendisini işaretle evine çağırması üzerine eve gittiğini konuşmaya başladığı sırada kayınpederi gelince davacının kendisini yatağın altına sakladığını bildirmiştir. Davalının (b)abası diğer davalı M. A.’ın da hazırlık ifadesinde bu kişiden şikayetçi olmadığını beyan ettiği görülmekledir, hayatin olağan akışı itibariyle yeni evli ve yaşı küçük genç bir kadının aynı binada gayriresmi eşinin ailesi oturuyorken yoldan geçen hiç tanımadığı bir erkeği eve çağırması bu kişinin evde yakalanmasına rağmen eşinin ya da kayınpederinin şikayetçi olmaması açıklanabilir bir davranış biçimi de değildir. Kaldı ki bu olay nedeniyle davacının beyanı alınmamış olup, olaya bir açıklama getirmesi de sağlanmamıştır. Bu nedenle yerel mahkemece davalı tarafın savunmasına ve tanıkların anlatımlarına itibar edilmemiş olması doğrudur. Özel dairenin tazminat istenemeyeceği yönündeki kabul şekline dosya kapsamına göre katılmak olanaklı değildir…”

II-) Türk Kanunu Medenîsi:

2– Tecavüz halinde

a) İlke

Madde 24

(3444 sayılı ve 04.05.1988 tarihli Kanunun 1. maddesiyle değişik) 1 Hukuka aykırı olarak şahsiyet hakkına tecavüz edilen kişi, hâkimden, tecavüzde bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Şahsiyet hakkı ihlal edilenin rızasına veya üstün nitelikte bir özel ya da kamu yararına veya kanunun verdiği bir yetkiye dayanmayan her tecavüz hukuka aykırıdır.

Not: Hüküm 3444 sayılı Kanunun getirdiği değişikliklerden önce şu şekilde idi:

“ 2- Dava hakkı

Madde 24

Şahsî menfaatlerinde haksız tecavüze uğrayan kimse, hâkimden tecavüzün menini talep edebilir.

Maddi veya manevi tazminat namiyle muayyen bir meblâğ dâvası ancak kanunun tayin ettiği halde ikame olunur.”

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 24 üncü maddesini karşılamaktadır.

Bu madde ile bir sonraki madde kişilik haklarının “saldırıya karşı” korunmasını düzenlemekte olduğundan, “II. Tecavüz hâlinde” biçimindeki konu başlığı “II. Saldırıya karşı” şeklinde değiştirilmiş ve bu maddenin kenar başlığı “1. İlke”, 25 inci maddenin kenar başlığı ise “2. Davalar” şeklinde kaleme alınmıştır.

Yakın bir tarihte 3444 sayılı Kanunla getirilen yeni düzenleme daha anlaşılır biçimde yeniden kaleme alınmıştır.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

II. Gegen Verletzungen

1. Grundsatz

Art. 28

1 Wer in seiner Persönlichkeit widerrechtlich verletzt wird, kann zu seinem Schutz gegen jeden, der an der Verletzung mitwirkt, das Gericht anrufen.

2 Eine Verletzung ist widerrechtlich, wenn sie nicht durch Einwilligung des Verletzten, durch ein überwiegendes privates oder öffentliches Interesse oder durch Gesetz gerechtfertigt ist.

2-) CCS:

II. Contre des atteintes

1. Principe

Art. 28

1 Celui qui subit une atteinte illicite à sa personnalité peut agir en justice pour sa protection contre toute personne qui y participe.

2 Une atteinte est illicite, à moins qu’elle ne soit justifiée par le consentement de la victime, par un intérêt prépondérant privé ou public, ou par la loi.

 



1   RG. 12.05.1988; S: 19812.


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.