Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 319

II. Hak düşürücü süre

II. Hak düşürücü süre

Madde 319 - Dava hakkı, evlâtlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl “ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl”I geçmekle düşer.

I-) Anayasa Mahkemesi Kararı:

Türk Medenî Kanunu’nun 319. maddesinde yer alan “… ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl …” ibaresinin Anayasa’nın 2., 11., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Bu itiraz Anayasa Mahkemesi’nin T: 27.12.2012, E: 2012/35, K: 2012/203 sayılı kararı ile kabul edilmiştir:

“… Başvuru kararında, itiraz konusu kural ile Kanun’un kesin biçimde yasakladığı bir evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını dava etme hakkının, işlem tarihinden itibaren beş yılla sınırlandırılmasının Kanun’a aykırı bir ilişkiyi ilelebet sürdürmek anlamına geleceği; bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi dava hakkını ölçüsüz şekilde sınırladığı ve hak arama özgürlüğünün özüne dokunduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın  2., 11., 13.  ve 36. maddelerine  aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 319. maddesi uyarınca, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkin dava hakkı, ilişkinin kaldırılmasını gerektiren sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşmektedir. Beş yıllık süre, evlat edinme kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlamaktadır.

Evlatlık ilişkisinin kaldırılması için öngörülen süreler, hak düşürücü süre olduğundan, hâkim tarafından yargılamanın her aşamasında kendiliğinden nazara alınacaktır. Bu nedenle Kanun’da öngörülen süre geçmiş ise dava, hak düşürücü sürenin geçirilmesi nedeniyle reddedilecektir.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.

Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Bu hak, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne taşınması hakkını da kapsar. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca, hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanımına ilişkin düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz.

Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi, hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Hak arama özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına alınmalıdır. Diğer taraftan, hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz.

Anayasa’nın 41. maddesinde, Türk toplumunun temeli olarak tanımlanan aile ve çocukların yüksek çıkarının korunması için tedbirler alınması devlete verilmiş bir ödevdir. Çocuğun korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça biyolojik anne ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu düşünüldüğünde, bu hakkı ve işlevselliğini koruyan hak arama özgürlüğünü zedeleyecek nitelikteki kuralın, gözetilmesi gereken birey ve kamu yararı arasındaki adil dengeyi koruduğu söylenemeyecektir.

İtiraz konusu kuralda, evlatlık ilişkisinin kaldırılması davasının belli sürelerle sınırlandırılmasındaki amacın, çocuğun ve ailenin devamlı olarak dava tehdidi altında bulundurulmasını engelleyerek evlat edinme ilişkisine istikrar kazandırmak, aileyi ve çocuğu korumak, ailenin ve toplumun huzurunun bozulmasını önlemek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Kanun’da kişinin kusuru olmaksızın, onu, vaktinde dava açmaktan alıkoyan haklı nedenlerin varlığından dolayı evlat edinme işleminin ortadan kaldırılması davasının süresinde açılamaması durumu için herhangi bir düzenleme öngörülmemiştir. Kanun’a göre evlat edinme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıllık süre geçtikten sonra, gecikmeyi haklı kılan bir neden olsa bile evlat edinme işleminin kaldırılmasına ilişkin dava, süre yönünden reddedilecektir. Haklı nedenlerle evlatlık ilişkisinin kaldırılması ile ilgili sebebi, evlat edinme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıllık süre dolduktan sonra öğrenen kişinin, durumu geç öğrenmesine yol açan haklı nedenin varlığı değerlendirilmeden dava hakkını beş yıllık hak düşürücü süreye bağlayan itiraz konusu kural ile kişinin dava açma hakkı ölçüsüz bir şekilde sınırlanmakta ve hak arama hürriyetinin özü zedelenmektedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi görülmemiştir. …

VII- SONUÇ

1- 22.11.2001 günlü,  4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 319. maddesinde yer alan “…ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline,

2-  4721 sayılı Kanun’un 319. maddesinde yer alan “…ve her hâlde evlât edinme işleminin üzerinden beş yıl…” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine, 

27.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.” (RG. 12.07.2013; S: 28705).

II-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 29.05.2002, E: 2002/2-441, K: 2002/433:

“… Yeni Türk Medeni Kanunu 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe girmiş ve evlât edinmeye ilişkin hükümlerde esaslı şekilde değişiklik yapılmıştır. Yasa koyucu uygulamayı dikkate alarak butlanın ileri sürülme zamanına kısıtlama getirmiş, evlât edinme sözleşmesi uzun süre uygulandıktan sonra butlanın ileri sürülemeyeceğini belirtmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 318 ve 319 maddesinde esas ve şekle ilişkin noksanlıklardan biri ile sakat olan evlât edinmenin butlanını ileri sürme hakkının 5 yıl geçmekle düşeceğini belirtmiştir. …

Yeni yasal düzenlemenin, somut olay tarihi itibariyle uygulama olanağı yok ise de Yasa koyucu butlanın uzun yıllar sonra ileri sürülmesinin Medenî Kanunun 2. maddesine açıkça aykırılık teşkil edeceği yönündeki yargısal uygulamayı yasal hale getirmiştir. …

Taraflar, yıllar boyu ana-çocuk ilişkisini yürütmüşler, Kamer sağlığında evlâtlığı İzzet’ten şikayetçi olmamış, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı ilişkiyi devam ettirmişlerdir.…

Yukarıdan beri açıklanan hukuki gerekçelere göre; miras bırakan Kamer ve Belgüzar 39 yıl boyunca, sakat olan evlâtlık ilişkisini benimsemiş, bu ilişkinin butlanını ileri sürmemiş, keza davacılar 27 yıl boyunca evlâtlık ilişkisinin mutlak butlanla sakat olduğunu bildikleri halde buna ses çıkarmayıp butlanı hüküm altına aldırmamışlardır. Bütün hakların kullanılmasında olduğu gibi butlan hakkının dermeyan edilmesinde de MK. 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyiniyet kuralına uyulması gereklidir. Ayrıca bu talebin kazanılmış hakları ortadan kaldırmayı amaçladığı anlaşıldığından bu nedenlerle usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir. …”

2-) Y. 2. HD, T: 14.04.2009, E: 2008/248, K: 2009/7129:

“… Dava; evlatlık ilişkisinin kaldırılması isteğine ilişkin olup, evlat edinenler tarafından evlatlığa karşı açılmıştır.

Davacılar, evlat edinme kararının Türk Medeni Kanunu’nun 313/3. maddesinde yer alan “evlat edinilenin en az beş yıldan beri evlat edinenlerle aile halinde birlikte yaşamış olması” şartı gerçekleşmeden ve aynı Yasa’nın 316. maddesinde ifade olunan araştırma yapılmadan verildiğini, bu sebeple evlat edinmenin esasa ilişkin noksanlıkla sakat olduğunu ve evlatlığın, evlat edinenlere karşı yasal ve ailevi yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını istemişlerdir. Buna göre dava, Türk Medeni Kanunu’nun 318/1. maddesi yanında evlatlığın, evlat edinenlere karşı görevlerini yerine getirmemiş olmasına da dayanmaktadır. Evlat edinme kararı, davacıların başvurusu üzerine verilmiş ve temyiz edilmeyerek 25.11.2004 tarihinde kesinleşmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 258. maddesinde öngörülen evlatlık akdinin iptali müessesesine yer verilmemiştir. Bu nedenle, evlatlığın, evlat edinenlere karşı mükellef olduğu vazifeleri ifada ihmal göstermesi, evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebi oluşturmaz.

Evlatlık ilişkisinin esasa ilişkin noksanlıklardan biriyle sakat olması, evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebidir (TMK m. 318/1). Ancak, davanın evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl ve her halde evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl içinde açılması gerekir. Bu süre hak düşürücü süredir (TMK m. 319) ve hakim tarafından re’sen gözetilir. Dava, 26.07.2006 tarihinde açılmıştır. Evlat edinme kararı, davacıların başvurusu üzerine verildiğine, davacılar esasa ilişkin noksanlığı bildiklerine göre, Türk Medeni Kanunu’nun 319/1. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. Davanın açıklanan sebeple reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. …”

III-) Türk Kanunu Medenîsi:

Hükmün, Türk Kanunu Medenîsi’nde bir karşılığı bulunmamaktadır.

IV-) Madde Gerekçesi:

İptal davasının tâbi olduğu hak düşürücü süreleri düzenleyen bu madde, İsviçre Medenî Kanununun 269b maddesinden aynen alınmıştır.

Not: Türk Medenî Kanunu Tasarısı’nın 319. maddesindeki “altı ay” ve “iki yıl” lık dava açma süreleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Alt Komisyonu’nca “bir yıl” ve “beş yıl” olarak değiştirilmiştir.

V-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

II. Klagefrist

Art. 269b

Die Klage ist binnen sechs Monaten seit Entdeckung des Anfechtungsgrundes und in jedem Falle binnen zwei Jahren seit der Adoption zu erheben.

2-) CCS:

II. Délai

Art. 269b

L’action doit être intentée dans les six mois à compter du jour où le motif en a été découvert et, dans tous les cas, dans les deux ans depuis l’adoption.

 

Not: İMK. m. 269b’deki süreler, TMK. m. 319’dan farklıdır. Anılan hükme göre davanın evlat edinme ilişkisinin kaldırılmasına neden olan sebebin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her halükarda evlat edinme ilişkisinin kurulmasından itibaren iki yıl içinde açılması gerekir.

 

Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.