Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 369

II. Sorumluluk

II. Sorumluluk

Madde 369 - Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.

Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.

I-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 20.02.2008, E: 2008/4-153, K: 2008/139:

“... Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; uyuşmazlığın niteliğine göre mahkemenin görevi noktasında olup; davaya bakmaya görevli mahkemenin Aile Mahkemesi mi, yoksa değer ölçütüne göre Sulh Hukuk Mahkemesi mi olduğunun çözümü gerekmektedir.

Dava “Ev başkanının sorumluluğu”na dayanılarak açılmış olup, bu sorumluluğun dayanağını teşkil eden yasal düzenleme 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku’na ilişkin ikinci kitabında yer almaktadır. …

Aile Mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler:

1- 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (Ek ibare: 14.04.2004-5133 S.K. 2. madde) Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 03.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a göre Aile Hukuku’ndan doğan dava ve işler,

2- 20.05.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’a göre Aile Hukuku’na ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi,

3- Kanunlarla verilen diğer görevler. …

Maddede hariç tutulan Üçüncü Kısım ise, Kanun’un 396 ila 494. maddelerini içermektedir.

Diğer taraftan, 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun hükümleri arasında 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesine dayalı davaların Aile Mahkemelerinde görülmesini ve yukarıda açıklanan yasal hükümlerin uygulanmasını engelleyen ayrık bir düzenleme de bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca; 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesi, Kanun’un ikinci kitabının ikinci kısmında yer almakla, bu maddeye dayalı Aile Hukuku’ndan doğan uyuşmazlıkların çözümü de “Aile Mahkemeleri”nin görev alanına girmektedir.

Nitekim, eldeki dava da 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesine dayalı olup, Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılmıştır.

O halde, mahkemece işin esasına girilerek uyuşmazlığın karara bağlanması gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi ve aynı ilkelere işaret eden bozma kararına uyulmayarak önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. …”

Not: Bu yönde bkz. Y. 4. HD, T: 18.09.2008, E: 2008/3880, K: 2008/10515.

2-) YHGK, T: 08.12.2004, E: 2004/4-642, K: 2004/648:

“... Sarıkamış E. ilköğretim Okulu 4. sınıf öğrencisi olan davalının kızı 28.03.1986 doğumlu L. ile, aynı okulda 5. sınıf öğrencisi olan dava dışı N’nin kızı Ş’nin, 21.10.1997 günü teneffüs saatinde okul alanı içerisinde kavga ettikleri, L’ nin bir cam parçasını fırlatması sonucunda, Ş’nin sol gözünün görme yeteneğini yitirdiği; ... Ş’ye velayeten babası N. tarafından Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine 18.01.1999 günlü dilekçeyle açılıp, Erzurum İdare Mahkemesi’nin 2002/32 esas sayılı dosyasıyla görülen tazminat davası sonucunda, olayda davalı Bakanlığın hizmet kusuru bulunduğu kabul edilmek ve alınan sağlık kurulu raporundaki % 32 oranında işgücü kaybı ve uzuv tatili bulunduğuna dair değerlendirme ile bu orana göre bilirkişice yapılan tazminat hesabı esas alınmak suretiyle... ödediği toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu yönler uyuşmazlık konusu da değildir. ...

Hemen belirtilmelidir ki, özel daire bozma ilamında, Türk Medeni Kanunu’nun 369/1. maddesindeki düzenlemeye ve konuya ilişkin bilimsel görüşlere dayalı olarak, “ev başkanı” kavramına ve onun sorumluluğuna ilişkin ilkeler yönünden yapılan açıklamaların; zarara neden olan eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle somut olayda uygulanması gereken ve anılan hükme tamamen paralel bir düzenlemeyi içeren 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 320. maddesindeki “ev reisi” kavramı ile onun sorumluluğuna ilişkin genel ilkeler bakımından da geçerli bulunduğu, Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme sırasında ittifakla benimsenmiştir.

Gerek Türk Medeni Kanunu’nun 369/1 ve gerekse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 320. maddelerinde, ev başkanının (ev reisinin) alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe, ev halkından olan küçüğün ve sayılan diğer kişilerin verdiği zarardan sorumlu olacağı benimsenmiştir. Bu benimsemenin nedeni, hukuk düzeninin, ev başkanını (ev reisini) koruyucu ve güvenilir kişi; -somut olaydaki gibi- küçüğü ise, korunmaya ve gözetime muhtaç kimse olarak kabul etmesidir.

Bu noktada, somut olay bakımından şu yönün açıklanmasında yarar görülmüştür: Zarara neden olan olay, öğrenim saatleri içerisinde ve okul alanı içerisinde meydana gelmiştir. Söz konusu okul, yatılı olmayan, öğrencilerin günün belirli saatlerinde gördükleri öğrenimin bitiminden sonra da evlerine döndükleri bir ilköğretim okuludur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.12.2002 gün ve 2002/4-1025 Esas, 2002/1080 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, zarar verenin eylemli olarak evin mensubu olmaktan çıktığı, başka bir ifadeyle aralarındaki bağımlılık ilişkisinin kesildiği durumlarda, ev başkanının (ev reisinin) sorumluluğu bu durumun sona erdiği ve zarar verenin tekrar evin mensubu haline geldiği ana kadar ortadan kalkar. Bağımlılık ilişkisinin hangi hallerde kesileceği, uyuşmazlığı doğuran her somut olayın kendi özellikleri çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir sorun olmakla birlikte, örneğin, akıl zayıflığı taşıyan birinin sağlık kurumuna yatırıldığı veya bir öğrencinin yatılı okula alındığı hallerde, ev başkanı (ev reisi) ile aralarındaki bağımlılık ilişkisinin kesilmiş sayılması gerektiğinde öğreti ve Yargıtay kararlarında görüş birliği vardır. Buna karşılık, somut olayda olduğu gibi yatılı olmayan, öğrencilerin sadece günün belirli saatlerinde öğrenim gördükleri eğitim kurumlarında geçen süre bakımından, ev başkanı ile zarar veren arasındaki bağımlılık ilişkisinin kesilip kesilmeyeceği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme sırasında, bu nitelikteki bir eğitim kurumunda, ev başkanı ve baba durumundaki davalının, küçüğün öğrenci velisi sıfatını da birlikte taşısa bile, teneffüs dahil, okul saatleri içerisinde fiilen küçüğün yanında olmasına hem eğitim ilkeleri açısından ve hem de eylemli olarak olanak bulunmaması karşısında, bağımlılık ilişkisinin kesildiği ve küçüğün, öğrencilik sıfatıyla tamamen okul idaresinin gözetimi altına girdiği, ona bağımlı halde bulunduğu kabul edilmiştir.

Dolayısıyla, somut olayda, davalı ile küçük kızı arasında, olayın meydana geldiği yer ve zaman itibariyle, bir bağımlılık ilişkisinden söz edilemez; davalının böylesi bir ilişkiden kaynaklanan sorumluluğu söz konusu olamaz.

Ne var ki, ev başkanı salt bu sıfatından dolayı, eğer somut olayın özellikleri onu gerektiriyorsa, küçüğün kendisiyle aralarındaki bağımlılık ilişkisinin kesildiği yer ve zamanlardaki davranışlarının sonuçlarından dahi sorumlu tutulabilir.

Vurgulanmalıdır ki, ev başkanının sorumluluğunun kusursuz sorumluluk ilkesi çevresinde değerlendirilmesinin nedeni, sadece, doğan zararın doğrudan doğruya kendisinin kusurlu bir eyleminden kaynaklanmaması: başkasının (somut olaydaki gibi, küçüğün) zarar verici bir eyleminin sonuçlarından sorumlu tutuluyor olmasıdır. Eğer, küçüğü zarar verici eylemde bulunmaya götüren süreçte ev başkanına yüklenebilecek bir kusur varsa, onun sonuçlarından sorumlu olacağı doğaldır.

Özel daire bozma kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, küçükler, ruhsal yapıları itibariyle oyuna ve oyun aletlerine düşkün, çevrelerine karşı aşı(rı) ilgilidirler. Hangi davranışlarının zarar verici olabileceği konusunda yeterli muhakeme yeteneğine henüz sahip olmadıkları için de, eylemlerinde kontrolsüz, ölçüsüz ve aşı(rı) olabilir, üçüncü kişilere zarar verici davranışlarda bulunabilirler.

Öte yandan, eğitimin doğumla birlikte aile içerisinde başlayan, belli bir yaştan sonra ilgili eğitim kurumlarının da katkısıyla süren ve ölümle sonlanan bir süreç olduğu; kişiliğin büyük ölçüde bireyin okul öncesi döneminde, aile içerisinde geçen 0-6 yaş arasında oluştuğu; kişiliğin bu dönemde bulunduğu aile ortamında kendisine model oluşturan yetişkinlerin davranışlarını taklit ettiği, belli durumlarda hangi davranışı benimseyeceği konusundaki telkinlere de tamamen açık bulunduğu, en önemlisi de, günlük yaşam içerisinde tanık olduğu gerçek uygulamaları büyük ölçüde bire bir benimsediği, kendisi şiddete maruz kalan çocukların, başkalarına aynı davranışları yansıtma eğiliminde olabildiği bilinmektedir.

O halde, kavga ettiği bir arkadaşının gözüne cam parçası fırlatarak görme yeteneğini yitirmesine neden olan bir küçüğün bu davranışının, salt okul ortamında ve dolayısıyla kendisiyle fiili bağımlılık ilişkisinin kesildiği bir yer ve zamanda gerçekleşmiş olmasına bakılarak, aile başkanının doğan zarardan hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağı düşünülemez.

Yasanın ev başkanına yüklediği “gözetim altında bulundurma” görevinin, sadece bağımlılık ilişkisinin söz konusu olduğu zamanlardaki eylemli bir gözetimle sınırlı bulunmadığı; küçüğün eğitim sürecinde aile başkanı sıfatıyla kendisine düşen görevleri tam olarak yerine getirmeyi de kapsadığı ve küçüğün, bu görevin yerine getirilmesindeki bir eksiklik nedeniyle, aralarındaki bağımlılık ilişkisinin kesildiği anlarda dahi olsa, başkasına zarar verici davranışta bulunması halinde, sorumluluğun mevcut olacağı kabul edilmeli; anılan kavram bu içerikte anlaşılmalıdır.

Bu ilkeler ışığında, somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılması gereken iş;

Davalının ev başkanı sıfatıyla küçüğü gözetim altında bulundurma görevini yerine getirmede herhangi bir kusuru bulunup bulunmadığının saptanması; bunun için de aile ortamının özellikleri, yetiştirme ilkeleri, küçüğe aile içerisinde gereken ilgi ve özenin gösterilmiş olup olmadığı, saldırgan davranışlara özendirici tutumlara maruz bırakılıp bırakılmadığı, başkalarına zarar verme olasılığı bulunan davranışlar konusunda kendisine gerekli, yeterli eğitimin verilip verilmediği ve somut olay bakımından sonuca etkili olabilecek benzeri yönlerden gerekli araştırma ve incelemenin yapılması; bu konuda çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda uzmanlığı bulunan bilirkişiden veya bilirkişi kurulundan da görüş alınması; bu yolla, somut olayda küçüğün zarar verici eylemde bulunmasında davalıya yüklenebilecek bir kusur bulunup bulunmadığının belirlenmesi; kusurun varlığının saptanması halinde, bu kusur ile doğmuş olan zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağı olup olmadığının, eğer bu bağ varsa, söz konusu kusurun, zararlı sonucun doğmasında hangi oranda etkili olduğunun belirlenmesi, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde, tarafların sosyo-ekonomik durumları da gözetilerek bir karar verilmesidir.

Yerel mahkemece, aynı sonucu öngören özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, eksik incelemeye dayalı önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır. …”

II-) Türk Kanunu Medenîsi:

II. Mesuliyet

Madde 320

Evin reisi, riyaseti altında bulunan küçüğün, mahcurun yahut dimağ hastalığı veya akıl zayıflığı ile mâlûl olan kimsenin yaptığı zarardan mutad veçhile ve ahvalin muktazi bulunduğu dikkatle âna nezaret ettiğini isbat etmedikçe mesuldür.

Evin reisi ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı ile mâlûl olanların bizzat kendilerini veya başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri hususunda lâzımgelen tedbirleri ittihaz ile mükkeleftir. Lüzumu halinde bu tedbirlerin ittihazı için keyfiyeti zabıtaya haber verir.

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 320 nci maddesini karşılayan ve İsviçre Medenî Kanununun 333 üncü maddesiyle onu örnek alan 1984 tarihli Öntasarının 301 inci maddesinden kısmen değiştirilmek suretiyle alınan bu maddede, ev başkanının ev halkından olan küçük, kısıtlı, akıl hastası ya da akıl zayıfı olan kişilerin başkalarına verdikleri zararlardan dolayı sorumluluğu düzenlenmektedir. Madde, ev başkanının sorumluluktan kurtulması için ona “durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini” kanıtlama olanağını da tanımaktadır. Böylece, ev başkanın(ın) sorumluluğu ile Borçlar Kanunu 55 ve 56 ncı maddelerinde1 düzenlenen sorumluluklar arasında da bir uyum sağlanmış olmaktadır.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

II. Verantwortlichkeit

Art. 333

1 Verursacht ein unmündiger oder entmündigter, ein geistesschwacher oder geisteskranker Hausgenosse einen Schaden, so ist das Familienhaupt dafür haftbar, insofern es nicht darzutun vermag, dass es das übliche und durch die Umstände gebotene Mass von Sorgfalt in der Beaufsichtigung beobachtet hat.

2 Das Familienhaupt ist verpflichtet, dafür zu sorgen, dass aus dem Zustande eines geisteskranken oder geistesschwachen Hausgenossen weder für diesen selbst noch für andere Gefahr oder Schaden erwächst.

3 Nötigenfalls soll es bei der zuständigen Behörde zwecks Anordnung der erforderlichen Vorkehrungen Anzeige machen.

2-) CCS:

II. Responsabilité

Art. 333

1 Le chef de la famille est responsable du dommage causé par les mineurs et interdits ou les personnes atteintes de maladies mentales et les faibles d’esprit placés sous son autorité, à moins qu’il ne justifie les avoir surveillés de la manière usitée et avec l’attention commandée par les circonstances.

2 Il est tenu de pourvoir à ce que les personnes de la maison atteintes de maladies mentales ou faibles d’esprit ne s’exposent pas, ni n’exposent autrui à péril ou dommage.

3 Il s’adresse au besoin à l’autorité compétente pour provoquer les mesures nécessaires.

 

Not: İMK. m. 333/f. 1 ve f. 2 19.12.2008 tarihli Federal Kanun ile 01.01.2013 itibariyle değişikliğe uğramıştır.

V-) Yararlanılabilecek Monografiler:

Mehmet Ünal; Türk Medenî Hukukunda Aile Başkanının Sorumluluğu, Ankara, 1979.



1   6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 66 ve 67. maddelerine tekabül etmektedir.

 


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.