Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 693

3. Yararlanma, kullanma ve koruma

3. Yararlanma, kullanma ve koruma

Madde 693 - Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.

Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.

Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir.

I-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 08.10.2008, E: 2008/1-618, K: 2008/614:

“... Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan, payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı el atmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur.

Öte yandan, M.K.’nun 706, B.K.’nun 213, T.K.’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişler ise, kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında M.K.’nun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir.

Somut olayda, davacının davasını 05.06.2006 tarihinde açtığı, taşınmazı kayden edinim tarihi olan 1995 yılından (imar tarihinden) davanın açıldığı tarihe kadar, taraflar imar öncesinde de aynen mevcut olan yapılarını kullandığı görülmektedir. Aralarındaki bu kullanım biçimini bozan ve dosyaya yansıyan bir ihtilafın olduğu iddia edilmiş ve kanıtlanmış da değildir. Ayrıca kurulan tesis taşınmazın vasfını değiştirir nitelikte olmayıp, sökülüp kaldırılabilecek durumdadır. Buna göre davalı İsmail’in kendi kullanımında olan yapının üzerinde baz istasyonu kurulmasına, davanın el atmanın önlenmesi niteliğinde olduğu da göz önünde bulundurularak ve imar sonrasında taraflar arasında imardan önce var olan kullanım durumunun değişmediği ve fiili bir kullanım biçiminin oluştuğu olgusu karşısında, engel yoktur.

Bunun yanı sıra, davacı davada baz istasyonu ile ilgili komşuluk hukukuna dayalı bir istekte bulunmuş da değildir.

Hal böyle olunca, yerel mahkemenin direnmesi açıklanan bu gerekçe ile uygun olup, direnme kararının onanması gerekir. …”

2-) YHGK, T: 20.12.2006, E: 2006/18-794, K: 2006/816:

Bkz. madde 688.

3-) YHGK, T: 24.05.2006, E: 2006/1-273, K: 2006/310:

“… Türk Medenî Kanununun 693. maddesine göre, paydaşlardan her biri diğerlerinin haklarıyla bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.

Ancak, kat irtifakına geçilmeyen ve diğer paydaşların haklarıyla bağdaşmayan kaçak yapının bir paydaş veya paydaşlar tarafından kullanılmasının yasa hükmüne uygun düştüğü söylenemez.

Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek, binanın proje ve ruhsata aykırılıkların(ın) giderilmesi suretiyle, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir... ,

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

… Hukuk Genel Kuru(lu)’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. …”

4-) Y. 3. HD, T: 20.04.2009, E: 2009/3455, K: 2009/6944:

“... Davacı, henüz kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulmamış apartman yöneticisi bu sıfatı ile depremde zarar gören bina için yapılan güçlendirme giderinden payına düşen miktarı kat maliki davalıdan talep etmektedir. ...

Paydaşların çoğunlukla aldığı karar ile güçlendirme işlerinin davacı yönetici tarafından yürütülmesi ve giderlerin dava yoluyla talep edilebilmesi, avukat tutulması konularında yetki verildiği de anlaşılmaktadır. MK’nın 693. maddesi uyarınca paydaşlardan her biri bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir. MK’nın ortak menfaatlerin korunması konusunda paydaşın yasal temsilci olabileceği yönündeki bu hük(mü), güçlendirme işlerinin yürütülebilmesi, paydaşların giderlere katılmasının sağlanması ve yetki verildiği takdirde dava açılmasını da kapsamaktadır. Payından fazlasını ödemiş olan paydaşın diğer paydaşa rücu imkânı (MK m. 694/2), yasal ve akdi temsilci olan yöneticinin davada husumet ehliyetine sahip olmasına engel teşkil etmez. Davacının paydaşları temsilen dava açabileceğinin kabulü gerekir. ...”

5-) Y. 14. HD, T: 21.01.2009, E: 2008/14926, K: 2009/401:

“… Uyuşmazlık 44712 ada 14 parsele ilişkindir. 4055 metrekare yüzölçümündeki bu taşınmazda davacı 282/4055 paya sahip olup, bunun dışındaki paylara dava dışı kişiler maliktir. Kısaca ifade etmek gerekirse, taşınmaz paylı mülkiyet rejimine tâbi bulunmaktadır. Türk Medenî Kanunu’nun 693/3 maddesi uyarınca paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir. El atmanın önlenmesi istemi taşınmazı koruma amaçlı olduğundan davacının tek başına eldeki davayı dava açma olanağının bulunduğunun kabulü gerekir.

Mahallinde yapılan keşif sonucu alınan uzman bilirkişi raporu ile davalı şirket tarafından işletilen gaz istasyonunun davacının paydaşı olduğu 44712 ada 14 parsel sayılı taşınmazın 760 metrekarelik kesimine tecavüzlü olduğu anlaşılmıştır. Davalı, çekişmeli yeri kiralamak suretiyle kullandığını savunmuş ise de, bu savunmasını usulünce kanıtlayamamıştır. Az yukarıda açıklandığı gibi paydaş olan davacının ortak menfaatlerin korunması amacını güden el atmanın önlenmesi davasını tek başına açabileceğinden el atmanın önlenmesi isteminin hüküm altına alınması gerekirken gerekçesi de açıklanmadan bu istemin reddine karar verilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır. …”

6-) Y. 3. HD, T: 06.03.2008, E: 2008/1876, K: 2008/3763:

“… TMK.mad. 693’e göre: “Paydaşlardan herbiri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir”. Buna göre, her paydaşın, müşterek mülkiyet konusu şeyin tamamı (veya bir kısmı) üzerinde yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, ne mekân (yer), ne de zaman itibariyle sınırlandırılmıştır. Fakat paydaşlar, bu hususta değişik düzenlemeler getirebilirler. Zira yasa, yalnızca her paydaşın kullanma ölçüsünü belirtmiştir. Kullanma olanağı sınırsız değilse (müşterek mülkiyet konusu bir apartmandaki asansörden yararlanma gibi), paydaşların örneğin yerce bölünmüş ya da zamanla değişen bir kullanma anlaşmasıyla kullanmanın biçiminde uyuşmaları gerekir.

Açıktır ki, sözkonusu yararlanma, ancak, diğer paydaşların haklarına saygı gösterildiği oranda hukuksal himaye görecektir. Nitekim Medenî Kanun da, yararlanma hakkının, “diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde” mevcut bulunduğunu kesin bir biçimde belirtmiştir (TMK.mad.693). Kaldı ki TMK.mad.2 hükmü gereğince de bu sonuca ulaşılacaktır.

Paya uyan bir belirtme ve sınırlandırma olmadığı takdirde, her paydaşın, öbürlerine zarar vermemesi kaydıyla taşınmazı kullanma hakkı vardır. Bu hakkın ölçüsü ise, her somut olayda durumun özelliği … gözönünde tut(ul)arak araştırılmak gerekir.

Paylı malı, diğer paydaşların hakları ile bağdaşmayan bir biçimde kullanan paydaşlar (davalılar), kullanmayan (davacı)(nın) haklarını, rayiç kira üzerinden ve onun payı oranında ödemekle yükümlüdür.

Kötüniyetli zilyet, taşınmazın (nesnenin) haksız olarak alıkonulmasından kaynaklanan tüm zararlardan sorumludur.

Somut olayda; depremden sonra, arsada paydaş hale gelen taraflar; taşınmazın geçici kullanımı için belediyeye birlikte başvurarak ruhsat talebinde bulunmuşlardır. Bu başvuru belgesinde “...arsaya işyeri yapılması ile ilgili muvaffakiyetimizi beyan ederiz” denilmektedir. Yazı içeriğinden, davacıların; taşınmaz üzerine geçici dükkanların yapılmasına müsaade ettikleri anlaşılmakla birlikte, davalının kendi hissesinden daha büyük bir yeri kullanabileceğine dair muvaffakatları bulunduğu sonucu çıkmamaktadır. Davacılar, davalının kendi hisselerine düşenden daha fazla yer kullandığını, bu kullanımın haksız olduğunu iddia ettiklerine göre, yukarıdaki ilke ve yasal düzenlemeler karşısında, mahkemece; davalının hissesinden fazla kullandığı yerle (arsayla) ilgili, arsa kirası üzerinden davacıların hissesine düşen ecrimisil miktarı hesaplanarak, belirlenecek miktarın … hüküm altına alınması gerekir.

Yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. …”

7-) Y. 3. HD, T: 10.04.2007, E: 2007/5071, K: 2007/5673:

“... Yararlanma isteminin iletilmesi, belli bir şekil şartına bağlı olmayıp, yemin dâhil her türlü delil ile ispat edilebilir. ...”

8-) Y. 14. HD, T: 30.03.2006, E: 2006/3040, K: 2006/3681:

“... Tecavüz edilen alan için müşterek paydaşlardan her biri Türk Medeni Kanununun 693/3 maddesi gereğince diğerlerini temsilen dava açabilir. Bu kural gereğince müdahalenin men’ine ilişkin talep bölünemez olup bu konuda mahkemece verilen hüküm doğru ise de, ecrimisile ilişkin talep bölünebilir menfaatlerden olup aynı madde ve fıkra hükümleri gereğince paydaşların bu istem hakkında diğerini temsilen hareket etmeleri mümkün bulunmadığından ecrimisile hükmedilirken, sadece davacının payına isabet eden miktarın hüküm altına alınması gerekirken elatılan yer için hesaplamış ecrimisilin tümü hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. …”

9-) Y. 14. HD, T: 30.01.2006, E: 2005/11960, K: 2006/516:

“… Dava konusu taşınmazda M’nin 248/16000, Ö’nün ise 180/16000 payı bulunmaktadır. Taşınmazdan üzerindeki bina suretiyle yararlanılmaktadır. Bina, zemindeki arza bağlı bulunduğundan ve burada taraflar paydaş olduklarından TMK’nın 688. maddesi uyarınca; paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. TMK’nın 689. maddesince de paydaşlar kendi aralarında anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda düzenleme yapabilirler. Şayet tarafların bu şekilde yaptıkları yazılı bir yararlanma ve kullanma sözleşmeleri yoksa yararlanma ve kullanmanın nasıl sürdürüleceğine ilişkin TMK’nın 693. maddesine bakmak gerekir. …

Yasa’nın bu amacı 693/2. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, mülkiyet çekişmesi ve sorunu olmayan paylı taşınmazlarda kullanma ve yararlanma biçimi yönünden hâkimin müdahale zorunluluğu bulunduğu tartışmasızdır. (Yargıtay 1.Hukuk Dairesi, 17.06.2004 tarih 2004/7170 E. 7389 K.)

Gerçekten de bir paydaşın paylı mülkiyet hükümlerine tâbi bir taşınmazda yararlanma ve kullanma, paydaşlardan her birinin diğerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde ve bu ölçü ile sınırlı olarak olanaklıdır.

Tarafların az yukarıda sözü edilen yararlanma ve kullanmayı belirleyici sözleşmeleri yoksa ve somut olayda olduğu gibi bu konuda uyuşmazlık bulunmakta ise yararlanma ve kullanma biçiminin hâkim tarafında saptanması gerekir. Bu halde hâkim paydaşlık ilişkisinin devamında fayda ve zorunluluk olan hallerde paydaşların sicilden kaynaklanan haklarını ihlal etmeksizin diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde, somut olayın özelliğini, taşınmazın konumunu, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve âdetleri, tarafların ihtiyacı ve gerçeklerini gözetmek suretiyle paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle paydaşlar arasında ne şekilde bölünebileceğini saptayıp buna göre karar vermek durumundadır.

Bunun için de mahkemece yapılması gereken iş; üzerinde zemin artı iki kat ile yedi bağımsız bölüm yapıldığı anlaşılan binada, kat irtifakı ya da kat mülkiyeti kuruluncaya kadar paydaş olan kişilerin yararlanma ve kullanma haklarının yukarıdan beri sayılan ilkelere göre belirleyerek bir yararlanma ve kullanma projesi düzenlettirmek, taşınmaza elattığı ileri sürülen kişilerin hukuki durumların(ı) paydaşlarla olan ilişkilerine göre ortaya koymak, bu projeye göre hangi bağımsız bölümün hangi malike ait olacağını adalete uygun olarak saptadıktan sonra elatmanın önlenmesi hakkında sonucu doğrultusunda hüküm kurmak olmalıdır. Temyiz olunan mahkeme hükmünün açıklanan bu nedenlerle bozulması gerekirken onandığı bu defa yapılan incelemede anlaşıldığından hükmün karar düzeltme isteğinde bulunan davalılar yararına bozulması gerekmiştir. …”

Not: Kararın diğer kısmı için bkz. madde 696.

10-) Y. 3. HD, T: 30.06.2005, E: 2005/6518, K: 2005/7257:

“... Kural olarak, müşterek ve iştirak halinde mülkiyet durumunda, taşınmazı kullanan malikten ecrimisil talep edilebilmesi için, diğer maliklerin taşınmazdan yararlanma isteklerini karşı tarafa iletmiş olmaları gerekir. İstisnaları ise her davada ayrıca değerlendirilir. Yararlanma isteğinin iletilmesi belli bir şekil şartına bağlı değildir. Her türlü delil ile ispatlanabilir.

Bu koşul; dava şartı niteliğinde olduğundan gerçekleşip gerçekleşmediğinin mahkemece re’sen araştırılarak saptanması icap eder.

Paydaşların intifadan men edilmedikçe birbirlerinden ecrimisil isteyemeyeceği kuralının ayrıcalıklarından birisi de, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine, daha evvel o taşınmaza ilişkin el atmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davaların açılması halleridir.

Sözü edilen davaların açılmış olması hallerinde, o dava dilekçesinin, davalı paydaşa tebliğ edildiği tarihten sonrasına ilişkin olarak intifadan men koşulu gerçekleşmiş sayılır. ...”

11-) Y. 14. HD, T: 02.05.2003, E: 2003/2575, K: 2003/3554:

“... Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 693/3. maddesiyle “paydaşlardan herbiri, bölünmeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir.” hükmünü getirmiş olup aynı Yasanın zorunlu geçit hakkını düzenleyen 747. maddesinin gerekçesinin son fıkrasında da; “maddenin 1. fıkrasında kullanılan malik deyimi paylı mülkiyetteki pay sahiplerini de içerecek genişliktedir. Paylı mülkiyette paydaşlardan birinin zorunlu geçit isteminde bulunması, diğer paydaşların yararına ve paylı mülkiyetin kullanılabilirliğini artıran bir tasarruftur. Bu nedenle bu koşullarda paylı mülkiyette, paydaşlardan herbiri de bu hükümden yararlanabilecektir.” şeklinde kabul edilmiş olduğundan yararına geçit istenilen taşınmazın paylı olması halinde paydaşlardan birinin dava açmış olması yeterli kabul edilmelidir. ...”

II-) Türk Kanunu Medenîsi: 

3- Temlikî tasarruflar

Madde 625

Hissedarlardan her biri, müşterek menfaatler için diğer hissedarları temsil edebilir ve diğer hissedarların hakları ile kabili tevfik oldukça müşterek şeyden istifade eder ve onu kullanır.

Müşterek mülkü temlik etmek, onun üzerinde aynî bir hak tesis eylemek ve onun intifa tarzını değiştirmek için bu bapta bilittifak başka bir kaide kabul edilmediği takdirde bütün hissedarların muvafakati şarttır.

Not: Türk Medenî Kanunu’nun 693. maddesinin 1. ve 3. fıkrası, Türk Kanunu Medenîsi’nin 625. maddesinin 1. fıkrasına tekabül etmektedir.

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunda, bu maddeyi tam olarak karşılayan bir hüküm yoktur. Yeniden düzenlenen madde, paylı mala ilişkin yararlanma, kullanma ve koruma esaslarını belirlemektedir. Maddenin birinci fıkrası yürürlükteki Kanunun 625 inci maddesinin birinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, paydaşlar arasında paylı malı kullanma ve bu maldan yararlanma şekliyle ilgili olarak ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde hâkimin yetkili olduğu; bu bölünmenin paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla bölünmesi biçiminde mümkün olacağı belirtilmiştir. Böylece yürürlükteki Kanunda paylı mülkiyeti düzenleyen hükümlerdeki bir boşluk doldurulmuş olmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrası uygulamadaki tereddütleri gidermek amacıyla, paydaşlardan her birinin, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabileceği hükmünü öngörmektedir. Böylece, paydaşlardan her birinin müşterek menfaatler için, diğer paydaşları temsil edebileceği hususunda yürürlükteki Kanunun 625 inci maddesinde de yer alan hüküm, öğretideki açıklamalar ve Yargıtay içtihatlarına uygun olarak açıklığa kavuşturulmuştur.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

6. Verfügung über die Sache

Art. 648

1 Jeder Miteigentümer ist befugt, die Sache insoweit zu vertreten, zu gebrauchen und zu nutzen, als es mit den Rechten der andern verträglich ist.

2 Zur Veräusserung oder Belastung der Sache sowie zur Veränderung ihrer Zweckbestimmung bedarf es der Übereinstimmung aller Miteigentümer, soweit diese nicht einstimmig eine andere Ordnung vereinbart haben.

3 Bestehen Grundpfandrechte oder Grundlasten an Miteigentumsanteilen, so können die Miteigentümer die Sache selbst nicht mehr mit solchen Rechten belasten.

2-) CCS:

6. Actes de disposition

Art. 648

1 Chaque copropriétaire peut veiller aux intérêts communs; il jouit de la chose et en use dans la mesure compatible avec le droit des autres.

2 Le concours de tous est nécessaire pour les aliénations, constitutions de droits réels ou changements dans la destination de la chose, à moins qu’ils n’aient unanimement établi d’autres règles à cet égard.

3 Si des parts de copropriété sont grevées de droits de gage ou de charges foncières, les copropriétaires ne peuvent plus grever la chose elle-même de tels droits.

 

Not: Türk Medenî Kanunu’nun 693. maddesinin 1. ve 3. fıkrası, İsviçre Medenî Kanunu’nun 648. maddesinin 1. fıkrasına tekabül etmektedir.

V-) Yararlanılabilecek Monografiler:

Abdülkadir Arpacı; Müşterek Mülkiyette Yararlanma ve Yönetim, İstanbul, 1990.

 


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.